Önce Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önce Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Geçmek bilmeyen, sürekli yorgunluk hali


Sürekli devam eden yorgunluk, bireyin yaşamını tüketen, yaşam kalitesini düşüren zayıflatıcı bir rahatsızlık olabilir. Birçok kişinin yakındığı "Kronik Yorgunluk Sendromu", bazı belirtilere ve sonuçlara işaret eder.

Kronik yorgunluk hali, geçmek bilmeyen, sürekli olan ya da tekrarlayan durumu ifade eder. Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS), Fibromiyalaji benzeri bir rahatsızlıktır.

Genel olarak, sürekli yorgunluk hali yaşayan bir hastanın altı ay ya da daha uzun süredir bir takım şikayetleri vardır. Bunlardan bazılarıları şu şekilde sıralanabilir:

Sürekli yorgunluk hali
- Açıklanamayan ağrılar; genellikle vücut boyunca ya da şişkinlik ve kızarıklık belirtisi olmadan ağrının bir bölgeden başka bir bölgeye taşınması şeklinde hissedilir.
- Konsantre olamama.
- Hafıza kaybı.
- Boyun veya koltuk altı lenf nodu
- Sürekli yorgunluk hali.
- Fiziksel ve zihinsel egzersizden 24 saatten fazla bir süre sonra şiddetli yorgunluk hissetme.
- 7-8 saatlik bir uyku sonrasında bile kendini yorgun veya yetersiz dinlenmiş gibi hissetme.
- Bazı psikolojik belirtiler: sinirlilik, ruh hali, ya da panik atak.

Ne yazık ki, "Kronik Yorgunluk Sendromu"nun tanı koymada yarar sağlayacak herhangi bir testi yoktur. Ancak bir takım belirtilere göre yorum yapılabilir. Kronik yorgunluk yaşayan birey, kendini tamamen yıpranmış hisseder. Fiziksel ve mental aktivite sonrası tüm vücutlarında bitkinlik, halsizlik söz konusudur. Günlük yaşantıda normal işlerde dahi kendilerinde normal bir birey kadar güç bulamazlar.

Kronik yorgunluğun nedeni net olarak bilinmemektedir. Tıp dünyası için bazı kısımları aydınlık değildir. Bu nedenledir ki "Kronik Yorgunluk Sendromu"nun tam bir tedavisi de yoktur. Ancak, yaşam kalitesini yukarıda tutmak adına bir takım yöntemlerle daha iyi bir yaşam sürülebilir. Ayrıca, ilaç tedavisi ile geçici çözümler bulmak mümkündür.

Kronik yorgunluğun olumsuz etkileri uygun bir yaşam tarzıyla bir parça giderilebilir. Daha yüksek yaşam kalitesi adına bazı şeyleri yapmak, bazı şeylerden de uzak durmak yerinde olacaktır. Geçmeyen yorgunluğum var diyenlere tavsiye edilebilecek tedavi yöntemlerinden bazıları şunlardır:

- Stresten uzak durun.
Sürekli devam eden yorgunluğu olan bireyler, stresli bir yaşam tarzıyla kendilerini daha da yorgun hissedecektir. Sürekli bir yorgunluk hissi olmayan normal bir bireyin dahi stres nedeniyle hasta olacağı unutulmamalıdır.

- Dengeli ve düzenli beslenin.
Vücut dengenizin ihtiyacı olan her şeyi, özellikle vitaminleri, yeterli ölçüde ve zamanında almanızı sağlayacaktır.

- Düzenli egzersiz yapın.
Kan dolaşımınız hızlanacaktır. Kanın vücuttaki dolaşımı, vücudunuzdaki tüm yapılara yeterli besin ve oksijeni sağlar. Kalp kasınız başta olmak üzere tüm vücudunuz daha kuvvetli olacaktır.
Mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin hormonu salgısı artacaktır. Beyin dokuları tarafından salgılanan endorfin hormonunun işlevi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmaktır. Kendinizi daha mutlu ve huzurlu hissetmenize yardımcı olacaktır.

Son olarak vücudunuzu dinlemeyi ihmal etmeyin. Ne söylediğine kulak verin. Vücudunuz iyi hissetmek istiyor. "Kronik Yorgunluk Sendromu" ile mücadelenizde kolaylıklar dilerim.

Tüp Bebek Aşamaları


Tüp Bebek
Tüp bebek, normal yollarla çocuk sahibi olamayan eşlerin yapay döllenme yoluyla çocuk sahibi olabilmesidir. Son yıllarda gelişme gösteren tüp bebek yöntemi, rağbet görmektedir.

Tüp Bebek Aşamaları
Tüp bebek yöntemini 7 aşamada incelemek mümkündür.

1- İlk görüşme
Tüp bebek yöntemindeki ilk aşama görüşmedir. Çocuğunuz olsun istiyorsunuz ama doğal yollarla bu pek mümkün görünmüyor. Bu durumda tüp bebek yöntemine başvurmak istediniz. Yapacağınız ilk şey bir uzmanla görüşmektir. İlk aşamada bir takım testler yapılır ve bunlar değerlendirilir. Bir tedavi planı belirlenir.

2- Hormonların baskılanması
Tedavi aşamasına geçilmiştir. Bundan sonra ilk olarak yapılacak olan kadının hormonlarının baskılanmasıdır. Döllenme şansını arttırmak için normal süreçte birden fazla yumurta üretilmesi sağlanacaktır. Kadının hormonlarının baskılanması ile de normal süreçte oluşabilecek bir riske karşı önlem alınmış olunur.

3- Yumurtalıkların uyarılması
Hormonların baskılanması yapıldı. Bu aşamada normal süreç baskılanmış oldu. Yumurtaların uyarılması ile daha fazla yumurta üretimi sağlanacaktır. Bu sayede döllenme şansı artmış olacaktır.

4- Yumurta toplama

Yumurtaların dışarıda döllenmek üzere toplanması aşamasıdır.

5- Döllenme fertilizasyonKadından alınan yumurtayla erkeğin spermlerinin labaratuvar ortamında döllenmesi sağlanır.

6- Embriyo transferi
Döllenme fertilizasyon aşamasından sonra döllenmiş yumurta elde edilir. Buna embriyo denir. Embriyonun rahime transferinden yaklaşık 12 gün sonra hasta gebelik testine çağrılır.

7- Gebelik testi
Tüp bebek yöntemindeki son aşama gebelik testidir. Yapılan testlere göre gebelik olup olmadığına karar verilir.

Tüp bebek fiyatları hakkında bilgi
Dünyanın birçok ülkesinde yaygın olan tüp bebek yöntemi ülkemizde de son zamanlarda ilgi görmeye başlamıştır.

Peki tüp bebek yönteminin maliyeti ne kadar?
Tüp bebek yönteminin maliyeti hastaneden hastaneye değişiklik göstermektedir. Ortalama bir fiyat aralığı söylemek gerekirse tüp bebek fiyatları 5000-9000 lira arasında değişmektedir. Fiyatlar tedavide aksaklık olması halinde artabilir. Bunun yanında devlet ilaçların bir kısmını karşılıyor. Karşıladığı ilaçlar sosyal güvencenize ve raporunuzun olup olmama durumuna göre değişir. Bu durumda yaklaşık 1000-2000 lira daha az ödeyebilirsiniz.

Omurga sağlığı ve egzersizlerin önemi


Gününüzün büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyor olabilirsiniz. Bilgisayar karşısında çok fazla zaman harcayan biri olarak vücut sağlığınıza dikkat etmeniz gerekir. Bu bağlamda kemik ve kas dokusu, özellikle omurga kısmı önem arz etmektedir.

Dünyada yetişkinlerin %80'inin bel,boyun ve sırt ağrılarından dolayı şikayetçi olduğu bilinmektedir. Bu şikayetlerin bazen ciddi hastalıklara ve kötü fiziksel durumlara yol açtığı görülmektedir.

Bel ve sırt ağrılarından kurtulmak, bu tür ağrıları çekmemek için sağlıklı bir omurgaya sahip olmanız gerekir. Omurga sağlığına dikkat edilmelidir. Omurga sağlığı konusunda egzersizler önemli bir yer tutar. Bel, boyun ve sırt ağrılarınıza iyi gelebilecek egzersizleri düzenli olarak yapmanız tavsiye edilir.

Beden Egzersizleri

Yukarıdaki resimde 16 ardışık egzersiz hareketinden oluşan bir çalışma görülmektedir. Özellikle omurga sağlığınız için önemli sayılabilecek bu çalışmanın süresi 20 dakikayı geçmemektedir. Bunları düzenli olarak yapmanızda fayda var. İleride bel, boyun, sırt ağrılarınızın olmaması ve bu ağrıların ciddi sorunlara dönüşmemesi için beden sağlığınıza özen gösterin. Beden sağlığınız için her gün kendinize zaman ayırın ve kendinize iyi bakın.

Tetradox ve Acnelyse kullanmaya devam


Cilt doktorundaki ilk sivilce tedavimle ilgili yazı yazmıştım. Doktor, bir buçuk ay sonra kontrole gelmemi söylemişti.
Sivilceler için Tetradox ve Acnelyse kullanmaya başladım - trksh.org (bknz)
Bir buçuk ay geçti ve ikinci sivilce tedavim için doktora gittim.

Öncelikle ilk bir buçuk ay içindeki tedavi sürecimle ilgili deneyimlerimi aktarmak isterim. İlaçlarımı yani tetradox hapını ve acnelyse kremini doktorumun dediği gibi kullandım. İlaçlarımı aksatmadım, düzenli olarak hapımı içtim, kremimi sürdüm. Bu süreç içerisinde ilacın yan etkilerini yaşadım. Yüzümde yer yer hafif kızarıklar ve soyulmalar meydana geldi. Aynı şekilde dudağımda da hafif kuruluk ve soyulmalar oldu. Açık tenli olmama rağmen benim için rahatsız edici bir durum söz konusu olmadı. İlaçların yan etkilerini ilacı kullanmadan önce bildiğim için bunları normal karşıladım.

sivilcelerden nefret etmek

Tedavimin sivilcelerim üzerindeki etkisinden bahsedecek olursam; ilk haftalarda ilaçların etkisi gözle görülebilir derecede olumluydu. Sivilcelerimin kuruduğunu gözlemledim. Yüzümdeki sivilceler sönmeye başlamıştı. Sanki işe yarıyor gibiydi. Belki de psikolojik olarak öyle algıladım, bilemiyorum. Genel anlamda olumlu diyemedim; çünkü sivilceler hala var. Tam olarak geçti denilemez. Anımsadım ki bu ilaçların etkisi bir anda görülmez. Doktor, ilaçların etkisinin iki üç ay gibi uzun süre sonunda görülebileceğini söylemişti.

Tetradox ve Acnelyse ile devam
Cilt doktorum, ilk sivilce tedavisinde söylediği bir şeyi anımsattı. Hatırlattığı konu bahsettiğim gibi ilaçların etkisini geç gösterecek olmasıydı. Yani yapılacak şey belliydi. Aynı ilaçlarla sivilce tedavime devam edecektim. Öyle de oldu; sivilcelerle mücadeleme "Tetradox hapı" ve "Acnelyse kremi" ile devam ediyorum. Fakat ilaçları yazmadan önce daha önceki gibi kan tahlili yaptırmamı söyledi. Verdiği kan tahlilini yaptırdıktan sonra ilaçları yazdı: Tetradox ve Acnelyse.

Bir buçuk ay sonrası için randevu verdi. Umarım, bir buçuk ay sonrasına kadar ikinci tedavi sürecimde sivilcesiz bir yüz adına olumlu etkiler alırım.

Gözüm Seğiriyor


Sol gözüm dünden beri seğiriyor. O nasıl bir şeydir diyenler için ifade edecek olursam, şöyle ki; gözün alt kapağının kımıldayıp durması, göz kapağının aşağı çekmesi. Bir başka deyişle; gözün gıp-gıp etmesi durumu, gözün kendi kendine titreşmesi. Başta o kadar rahatsız edici bir şey olmadığı düşünülse de insan bir noktadan sonra sinir oluyor. Daha sonra gerçekten rahatsız edici bir durum haline geliyor.

Dün akşam saatlerinde başladı ve hala devam ediyor. Daha önce bu kadar uzun süren bir göz seğirmesi yaşamamıştım. Bugün tüm günümü sol gözümün seğirmesi ile geçirdim. Bir yandan da bir insanın gözü neden seğirir diye düşündüm. Aklıma küçüklüğümde duymuş olduğum bir şey geldi. Kimden nasıl duyduğumu hatırlamıyorum ama aklıma gelen şey batıl bir inançtı: "Sol gözün seğiriyorsa birinin seni kötü andığı anlamını taşır." Yanlış hatırlamıyorsam sağ söz için farklı bir şey söylenirdi. Batıl inanışlarım yoktur, o yüzden pek fazla bilmem. Çocukluğumda duymuş olduğum bir şey olarak kalmış hafızamda.

Göz Seğirmesi

Aklıma gelen ilk şeyden sonra problemin gerçek nedenine odaklanmak istedim. Bilen bir arkadaşıma sordum. Bana ya tansiyondan ya da yorgunluktan, stresten, uykusuzluktan kaynaklandığını söyledi. Şöyle bir düşündüm; son iki gün için gerçekten yorgun olduğum doğruydu. Yine bu iki gün için uykusuz ve stresli olduğum söylenebilir. Benim problemimde bunların etkili olabileceğini düşündüm. Anladım ki kendime daha fazla dikkat etmeliyim. Bunların dışında çok heyecanlı, çok sinirli olma durumlarının da göz seğirmesine neden olduğunu öğrendim.

İnternette araştırma yaptım. Göz seğirmesinin birçok nedeni varmış aslında. Sadece bahsettiğim sebeplerden ibaret değilmiş. Eğer sizin de başınız göz seğirmesi ile beladaysa ve bu durum hakkında, göz seğirmesinin tedavi yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız şu linke bakmanızı öneririm:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=göz seğirmesi.
Sözlükte bir girdi gözüme çarptı. Girdi aynen şu şekilde; "yorgunluk disinda uzun süreli lastik ya da kaucuk tabanli ayakkabi giymekten de kaynaklanan fiziksel durum. bertaraf etmek icin toprakta, cimende ciplak ayakla yürüyerek vücuttaki elektrigi bosaltmak önerilen yöntemler arasindadir." En sonunda benim için geçerli olan sebeplerden birinin de bu olduğuna kanaat getirdim; adeta beni tarif etmiş. Kim bilir daha ne sırlar var insan vücudunda.

Umarım göz seğirmesi fazla uzun sürmez ve yine umuyorum ki ciddi bir şey değildir. Gelip geçici bir şey olduğuna inanıyorum. Ancak daha ciddi sorunların sonucu olabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle kısa sürede geçmemesi halinde doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyin.

Sivilceler için Tetradox ve Acnelyse kullanmaya başladım


Konu yüzümdeki sivilcelerdi. Bir şey yapma, dokunma, sıkma onlar geçer diye diye malesef geçmediler.Bir, iki senedir yüzümde sivilceler var. Bu süreç içerisinde resmen sivilceli bir yüze sahip olmaya alıştım.

Sivilceli Yüz
Ergenlik sivilceleridir, gelir geçer dedim. Doğrusu o kadar da önemsemedim, dert etmedim yüzümdeki sivilceleri ve daima pozitif olmaya çalıştım. Ancak belli bir süreden sonra sivilce kremi kullanmaya karar verdim. Çünkü "sivilceli bir yüze sahip olmayı kim ister" diye düşündüm. Sonrasında da cevabı verdim: Tabiki ben de istemem.

Sivilcelerden derhal kurtulmak istedim. Daha önce Imex, Aknilox kullandım. Faydalarını tam olarak gördüğüm söylenemez. Sivilceleri bir gün kuruttular ama diğer gün sivilceler tekrar çıkmaya, aktif olmaya başladılar. Benim için bu iki krem, kalıcı ve etkili bir çözüm olmadı. Bunun sebebi belki de bir cilt doktoru kontrolünden geçmeden sivilce kremi kullanmış olmamdı.

Şimdileri çok saçma gelen birkaç şey daha denemiştim; yok kilmiş yok zeytinyağlı bir şeymiş yok yoğurtmuş, sirkeymiş. Tabiki bunlarla da çözüm yoluna ulaşamadım. Sivilceler için bu tür şeyler uygulamanızı önermem. Çünkü kesinlikle doğru ve etkili bir çözüm yolu değildir. Bunun yanında cildinize zarar da verebilirsiniz.

Sivilcelerim için adam akıllı bir tedavi yöntemi bulamamam beni sinir etmeye başladı. Yüzümdeki sivilcelere karşı verdiğim mücadelenin başarısız olması sivilcelere karşı olan nefretimi arttırdı. "Baby Face" olarak bilinirdim ama bir anda yüzüm değişti. Yakın çevremin, arkadaşlarımın sık sık bana bunu hatırlatması ve tavsiyelerde bulunması beni bu mücadelenin içine daha çok itti. Nihayet sivilcelerin gerçekten sinir bozucu bir şey olduğunu sonradan anladım.

Tetradox ve Acnelyse
Sivilce mücadelemde ikinci bir karar daha almak zorunda kaldım(ilki krem kullanmaktı). Alınması gereken öncelikli kararı, biraz geç aldım ama sivilcelerden kurtulma umudum her zaman oldu. Bu karar, bir cilt doktoruna gitmekti. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine onun daha önce gittiği bir hastaneye gittim. Doktor, inceledi ve güzel güzel anlattı. Sivilcelerim ne çok şiddetli ne de hafif şiddetli imiş. Bir hap yazacağını ve hap tedavisi ile birlikte krem de yazacağını anlattı. Ancak ilaçları yazmadan önce bir kan tahlili yaptırmamı söyledi. Yaptırdım ve kan tahlili sonucuma göre bir krem bir de hap yazdı: Tetradox ve Acnelyse.

Hap olarak kullandığım Tetradox'u günde bir defa tok karnına alıyorum. İnternetten edindiğim bilgilere, okuduğum yorumlara göre de faydalı olacağına inanıyorum. Umarım öyle olur. Tetradox kapsülü ile ilgili olarak sonraki tedavi tarihine kadar bir takım yargılarda bulunmuş olurum.

acnelyse krem
Acnelyse kremini akşam kullanıyorum. Her akşam yatmadan sürmem gerekiyor. Ancak doktor, bu kremi nasıl kullanmam gerektiği konusunda uyardı. Kremin yan etkileri görülebiliyormuş. Bunların başında ciltte kızarıklık, hafif alerji geliyor. Açık tenli olduğum için bende görülme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Bunu azaltmak için doktorun demiş olduğu gibi "birinci gün sürüp yarım saat bekledikten sonra yıka; ikinci gün sürüp 45 dakika sonra yıka; üçüncü gün 1 saat" şeklinde her gün biraz daha kalmasını sağlayarak kullanıyorum. Acnelyse kremi hakkında "ekşi sözlük"teki girdileri okuduktan sonra bu kremi kullanırken dikkatli olunması gerektiğini anladım ve doktorun söylemiş olduğu bu yöntemin cildi alıştırma veya cildin ne tepki vereceğini anlamak açısından önemli olduğunu düşündüm.

Sonuç olarak, sivilce mücadeleme Tetradox hapı ve Acnelyse kremi ile sağlam bir ivme kazandırdığıma inanıyorum. Bir buçuk ay sonraki ikinci tedavime kadar da olumlu etkiler almayı umuyorum.
Tetradox ve Acnelyse kullanmaya devam - trksh.org (bknz)

Beden ve Cilt Sağlığı (2)


Beden ve Cilt Sağlığı (1) - trksh.org (bknz)
Banyo sırasında giyilen giysilerin terletmeyecek ancak teri emen, alerjik yakınmalara neden olmayan, kolay temizlenen kumaştan yapılmış olmasına dikkat edilmelidir. Giysileri, bedenin serbest olarak hareket etmesini sağlamalıdır. Mevsime uygun kıyafetlerin seçilmesine özen gösterilmelidir.

Her gün sabah uykudan kalkıldığında yüz, su ve sabunla yıkanmalıdır. Kullanılan sabunun, yüzü kolayca temizleyen ve cildin kurumasına yol açmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.

Ergenlik dönemi ile birlikte erkeklerde dış üreme organlarında ve koltuk altlarında kıllanma olurç Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organlarının temizliğine de özel olarak önem vermek gerekir. Genital bölge kılları kopartılmamalı, düzenli olarak tıraş edilmelidir. Kılların kopartılması enfeksiyonlara neden olabilir.

Derimizin sağlığı için edineceğimiz doğru davranışların önlediği bir diğer sorun da vücut kokusudur. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazladır. Uykudayken, çalışırken özellikle koltuk altları ve kasıklar olmak üzere vücutta terleme olur. Terleme sonucu ortaya çıkan ter salgısı zamanında temizlenmezse vücut yüzeyinde bulunan mikroorganizmaların teri parçalamasına bağlı olarak vücut kokusu oluşur. Bu da kişinin kendisini, çevresinde bulunan diğer kişileri rahatsız eder. Bedenin terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelir. Bedensel olarak yoğun çalışan kişilerin ter miktarı artar, bazı kişilerin ise bedensel etkinliği fazla olmadığı halde ter bezi salgısı yapısal olarak fazla olabilir. Sağlığı korumak için dış üreme organlarının temizliğine özen göstermek gerekmektedir. Her gün banyo yapılmıyorsa her gün dış üreme organlarının ve koltuk altlarının temizliği sabun ve su ile yapılmalıdır. Genital organlara deodorant ya da tıraş losyonu sürülmemelidir.

Sünnet olmadan önce sünnet derisi altının temizlenmesi önemlidir. Sünner derisi altında deri atıklarının kir ile birleşerek mikroorganizmaların yerleşmesi için uygun bir ortam oluşturmaktadır.

Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar, kıl köklerinin yoğun olduğu koltuk altları ve kasıklardır. Bu kokunun gideirlmesi için her gün banyo yapılmalıdır. Ancak, bazen şartlar her gün banyo yapmak için uygun olmayabilir. Bu durumda özellikle koltuk altı bölgesi önce sabunlu biz bezle sonra da su ile iyice silinmeli ve kurulanmalıdır. Koltuk altı bölgesi temizlendikten sonra istenirse deodorant uygulanabilir. Deodorant vücutta terlemeyi ya da koku oluşmasını önlemeyecektir; ancak kokuyu geçici bir süre için maskeleyecektir. Bu nedenle deodorantlar temizlik aracı olarak değil geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidir.

Giysilere sinen ter kokusu, beden temizliği yapılsa bile aynı giysinin temzilenmeden tekrar kullanılması halinde kalıcı olur. Özellikle sık yıkanmayan kalın kazaklar kullanılırken özen gösterilmelidir. Vücudumuzla temas eden giysilerin temizliği konusunda titiz olmak gerekir.

Beden ve Cilt Sağlığı Hakkında (1)


Sağlığa zarar verecek durum ve ortamlardan korunmak için deride yapılacak uygulamalar çok önemlidir. Sağlıklı deri yapısı, daha sağlıklı ve bakımlı görünmemizi sağlar. Özellikle ergenlik döneminde edineceğimiz doğru alışkanlıklar, deri ve saç sağlığımız açısından önemlidir.

Beden ve Cilt Sağlığı
Beden sağlığımız için göstereceğimiz doğru davranış ve alışkanlıklar sayesinde pek çok hastalığın önüne geçebiliriz. Birkaç örnek vermek gerekirse ishalli hastalıklar, soğuk algınlıkları, cildin mikrobik hastalıkları, mantar, uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan deri hastalıkları sağlıklı yaşam davranışları ile önlenebilir. Doğru ve düzenli bir şekilde yapılan beden temizliği uygulaması, birçok deri hastalığını hem önleyici hem de ortadan kaldırıcı bir önlemdir.

Beden sağlığının korunması, cildin güzel görünümlü olabilmesi ve gün boyunca cildimizde biriken kirin, yağın ve terin uzaklaştırılması gerekir. Özellikle ergenlik döneminde salgılanan hormonlar nedeniyle ter ve yağ bezleri bu dönemde çocukluk dönemine oranla daha fazla çalışır. Bedenin 35-38 °C sıcaklığındaki su altında sabunla yıkanması, deri üzerinde biriken tüm bu atıkların deriden uzaklaştırılmasını sağlar.
Her gün yıkanılması önerilmekle beraber haftada en az iki defa mutlaka yıkanılmalıdır. Spo ve aşırı yorucu işlerden sonra mutlaka banyo yapılmalıdır. Bedenin yıkanması sırasında sadece deri temizliği sağlanmaz aynı zamanda kendimizi daha iyi ve rahat hissederiz.
Yıkanma sırasında deri üzerinde biriken hücre atıkları, yağ, ter, kimyasal maddeleri daha kolay atabilmek için lif, kese, banyo fırçarsı gibi mekanik etkinliği artırıcı malzeme kullanılmalıdır. Lif; sabunun deriye daha etkin olarak uygulanmasını sağlar. Kese kullanımının dolaşımı artırıcı bir etkisi vardır. Ancak kesenin ciltte soyucu etki yapacak kadar kuvvetli bastırılmaması gerekir. Lif ve kese gibi malzemeler kişiye özel olup aile bireyleri ile dahi paylaşılmamalıdır.

Banyo yapılan alanın temiz olması gerekir. Bazı kişiler küveti doldurarak banyo yapmayı tercih ederler. Ancak, küvetin temiz olmaması durumunda, küvetin yüzeyinde bulunan mikroorganizmalar beden ile temas ettiğinde hastalığa neden olabilirler. Bu nedenle ayakta duş tarzında akan suyla banyo yapılması önerilir.

Genel hamamlarda yıkanılan ortamın temiz olması gerekir. Kişinin havlu, terlik, lif, kese gibi banyo malzemeleri kendisine ait olmalıdır. Eğer kişi hamamda banyo yapacak ise kişisel banyo malzemelerini beraberinde götürmeye özen göstermelidir.

Banyodan sonra kişiye özel havlu kullanılmalı, iç çamaşırları ve giysiler mutlaka değiştirilmelidir. Çeşitli nedenlerle banyo yapılmadığı durumlarda da iç çamaşırlarının değiştirilmesi gerekir. İç çamaşırların pamuklu kumaştan olması cilt enfeksiyonlarından korunma açısından önemlidir. İç çamaşırlarının ciltten çıkan teri emmesi gerekir. Teri emmeyen çamaşırları giyen kişilerde, ter ve kir cilt üzerinde birikir; bu tabaka hem ciltte tahrişlere neden olur hem de mikroorganizmaların burada üremeleri için uygun bir ortam oluşmasına neden olabilir.

İç çamaşırları, yatak çarşafları, yastık kılıfları, yatak kıyafetlerinin yüksek ısıda yıkanması ve ütülenmesi gerekir. Yatak çarşaflarının haftada bir defa değiştirilmesi gerekir. Yatak kıyafetleri de haftada en az bir defa değiştirilmelidir.
Beden ve Cilt Sağlığı (2) - trksh.org (bknz)

Ergenlik Döneminde Sık Görülen Cilt Sorunları (2)


Ergenlik Döneminde Sık Görülen Cilt Sorunları (1) - trksh.org (bknz)

Seboreik Egzama (Seboreik Dermatit): Derinin yağlı ("Sebore" terimi, derinin yağlı olduğunu ifade eder.) olduğu saçlı deri, alın, burun kenarları, kaşların altı, nadiren de göğüs, sırt, kulak içi ve kulak aralarında görülebilen, genellikle kızarık bir alan üzerinde kepekler ve kaşıntı, batma yakınmalarıyla kendini gösteren bir hastalıktır.

Kişinin yağlı bir deri yapısına sahip olması genetik (kalıtsal) bir özelliğidir. Bu tür deri yapısında bir çeşit mantar kolaylıkla üremektedir. Bu mantarın ürediği ciltlerde ise sebooreik dermatit daha kolay oluşmaktadır.

Saçlı deride basit kepeklenme, deri yağlanmasının en erken ve ilk belirtisidir. Yağlanma, erkeklerde genellikle sakal ve bıyık altındadır; kıllar kesilince azalır. Yüzde ayrıca kulak arkadasında ve içlerinde de yağlanma olabilir.

Vücut direncinin düşmesi, stres, alkol alımı, seyrek yıkanma yağlanmayı artıran faktörlerdir. Saçlı deride yağlanma, başın sıkça kapatıldığı kış aylarında artar, yaz aylarında ise azalır.

Seboreik dermatit tanısı hekim tarafından konulmalıdır ve tedavisi de hekim tarafından yapılmalıdır.

Ergenlik Döneminde Cilt Sorunları

Siğil (Verruca): Siğil, human papilloma virüs (HPV) ailesinden virüslerin neden olduğu bir cilt hastalığıdır. Derideki bir sıyrıktan giren virüs ciltte siğil oluşumunu başlatır. Siğil, derinin üst tabakasında oluşur. Genellikle deri renginde olup üzeri pürüzlü ya da düz olabilir. Değişik vücut bölgelerinde farklı görüntülerde siğil oluşumuna neden olan farklı virüsler bulunmaktadır.

Birkaç türde siğil vardır. Parmaklarda, tırnak kenarlarında ve el sırtında görülen siğiller, klasik siğil olarak adlandırılır. Üzerlerinde siyah noktacıklar vardır.

Bir diğer siğil tipi de ayak tabanlarında oluşan siğillerdir. Bunlar genellikle birden fazla grup halinde belirirler. Yine üzerlerinde siyah noktacıklar vardır. Ayağın dışında değil de içine doğru büyürler ve ayağın altında bir şey varmış hissi uyandırırlar.

Bazı siğiller ise küçük ve düz yapıdadırlar. Bu siğiller vücudun pek çok yerlerinde olabilirler. Örneğin erkeklerde tıraş olma sırasında, tahriş olan yüz bölgeisnden virüs girecek olursa sakal bölgesinde bu tip siğiller oluşabilir.

Siğiller, tiplerine göre farklı şekillerde bulaşabilir. En önemli bulaşma yolu doğrudan temas olup siğili olan kişiye temas edildiğinde bulaşmasıdır. Bazen kişisel hijyen malzemelerinin ortak kullanımı ile de siğil bulaşabilir. Virüs bulaştıktan birkaç ay sonra siğil oluşur. Düz siğillerde ise tokalaşma ile bulaşma olasılığı çok düşüktür.

Bazı kişilerde siğil daha sık oluşmaktadır. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde daha sık olarak görülebilir. Siğillerle oynanması, siğillerin koparılması, kesilmesi ya da "Zamanla geçer." diye düşünülerek tedavinin geciktirilmesi siğillerin büyümesine ve siğil sayısının artmasına neden olabilir. Siğillerin tedavisi için hekime başvurulması gerekir.

Lens Kullanımı Hakkında Bilgiler


Güzel görünüm, özgüven ve özgürlük sağlayan kontakt lensler günümüzde pek çok insan tarafından tercih edilmektedir. Rahat kullanım olanağı ve çeşitliliği kontakt lensin gittikçe daha da popüler olmasını sağlamıştır.

Gözümüzde görme bozukluklarının düzeltilmesinde, göz renginin değiştirilmesinde, ya da kornea hastalıklarının tedavisinde, dünyanın her yerindeki milyonlarca insan kontakt lens kullanmanın faydalarından yararlanmaktadır.

Kontakt lensler, 1800’lerde gözbebeğinin önünü tamamen kaplayan üfleme cam lenslerden günümüzün yüksek teknolojisi ile yapılan incecik plastik kornea lenslerine uzanan bir evrim geçirmiştir. Günümüzde lens çeşitleri ve malzemeleri sağladığı kullanım seçenekleri ile çağdaş lens kullanıcılarının hizmetindedir

Lenslerin Kullanımında İlk Aşamalar
* Lens bakım malzemeleriniz elinizin altında bulunsun.
* Temiz, düz bir yüzey üzerinde çalışın.
* Lensleri tutmadan önce ellerinizi lanolin içermeyen sabun ile yıkayıp iyice durulayın.
* Karıştırmamak için temizliğe her zaman aynı lensten başlayın ( sağ ya da sol).

Lens Takma Metodu
Lens takma ve çıkarma işleminden önce ellerinizi iyice yıkayıp, tüysüz bir havlu ile kurulayın. Lenslerinizi karıştırmamak için her zaman sağ lensinizle başlayın.
Lens Takma ve Çıkarma İşlemi
* Sağ elinizi, takmak için kullanacağınız elinizin işaret parmağına yerleştirin, orta parmağınızla da gözünüzün alt kapağını aşağıya doğru çekin ve yukarı bırakın.
* Gözünüzün alt beyaz kısmına lensi yavaşça yerleştirin ve lensin altında hava kalmaması için lense hafifçe bastırın.
*Lensinizi tutmaya devam ederken gözünüzün alt kapağını bırakın.
* Aşağıya bakın ve parmağınızı lensten çekin. Lensiniz gözünüzün merkezine yerleşecektir.
* Lensin gözünüze yerleşmesini kolaylaştırmak için gözünüzü kapatın ve göz kapağınıza hafifçe masaj yapın.
* Aynı işlemi sol gözünüz için de uygulayın.

Lens Çıkarma Metodu
* Yukarı doğru bakın ve işaret parmağınızla alt göz kapağınızı aşağıya doğru çekin.
* Yukarı doğru bakın ve diğer elinizin işaret parmağının ucunu hafifçe lensinizin üstüne bastırın.
* Lensiniz yavaşça gözünüzün beyaz kısmına doğru kaydırın. Parmağınızı lensin üzerinde tutarak baş ve işaret parmağınız arasında sıkıştırıp çıkartın.
* Aynı işlemi sol gözünüz için de uygulayın.

Sorunsuz Lens Kullanımı İçin Dikkat Edilmesi Gereken Konular
* Takma ve çıkartma işlemi sırasında, parmaklarınızla gözünüze dokunmayın.
* Lenslerinize tırnaklarınızı değdirmeyin.
* Lenslerinizi takıp çıkartırken elinizin hijyenine önem verin.
* Lens kabınızı kullandıktan sonra, kaynatılmış ve soğutulmuş su ile yıkayın ve kurumaya bırakın. Bu işlem için deterjan ve musluk suyu kullanmayın.
* Lensleriniz lens solüsyonunuz içinde 7 günden fazla bekletilmişse, lensleri kullanmadan önce dezenfeksiyon işlemini tekrarlayın.

Lens Bakımı Hakkında Bilgi 
Temizleme
* Lensi avucunuza koyun.
* Lensin üzerine birkaç damla solüsyon damlatın.
* İşaret parmağınızı ileri geri oynatarak lensin iki yüzünü hafifçe ovalayın (tırnak değdirmeden).
* Lensleri her çıkarışınızdan sonra temizlemek, üzerindeki depozit tabakasını kaldırır.

Durulama
* Lensi temizledikten sonra durulanana kadar üzerine solüsyon damlatın.
* Lensleri her temizleyişinizden sonra durulamak, temizleme sırasında lensin üzerinden sıyrılan depozit ve toz tabakasının akıp gitmesini sağlar.

Dezenfeksiyon
* Lensleri saklama kabındaki bölümlere yerleştirin. 
* Lenslerin solüsyonun içine iyice batmasına dikkat edin.
* Kabın kapağını iyice kapatın.
* Lensleri kabında en az dört saat veya bir gece bırakın.
* Lensleri her çıkarışınızdan sonra dezenfekte etmek, tahrişe veya enfeksiyona neden olan mikroorganizmaların yok olmasını sağlar.

İftar Sonrası Şişkinlik


Ramazan'da 13-14 saat süreyle oruç tuttuktan sonra insanın acıkması ve susaması doğaldır. Bu şikayetten korunmak amacıyla iftarda bir çorba içildikten veya hafif bir yemek yenildikten belli bir süre sonra ana yemek yenirse daha iyi olur.

Ramazan'da özellikle sindirim sistemi problemi olan kişilerde meydana gelebilen şikayetlerden biri, iftardan sonraki karın şişkinliğidir. Bu rahatsız edici şikayet iftarda tıkabasa yenilen yemekten sonra da meydana gelebilir. Ayrıca yemekler hızlı yenmemeli ve iyi çiğnenmelidir. Yemekle birlikte belli oranda su içilebilir, esas mayi ihtiyacını öğün aralarında tüketmekte yarar var. İftardan sonra ortaya çıkması muhtemel şişkinlik problemi ile karşılaşmamak için şişkinlikten korunma konusunda aşağıda bilginize sunacağım önerileri öğrenir ve uygularsanız iyi olur.

Şişkinlik için öneriler
Şişkinlik, bazılarımızı zaman zaman, bazılarımızı da sık sık ve önemli derecede rahatsız eden bir durumdur. Sabaha kadar uyutmadığı zamanlar da olur. Hepimizin yakından bildiği ve her zaman da karşımıza çıkma ihtimali olan bu şişkinlikle ilgili bazı bilgileri ve bundan, korunmaya yönelik bazı tedbirleri size iletmek istiyorum. Bunları, çoğu yazılarımızda olduğu gibi size maddeler halinde aktarıyorum:

1) Sindirim sistemimiz iyi çalışmıyorsa ve çiğ besinleri yedikten sonra şişkinlik oluşuyorsa, çiğ besinlerden mümkün olduğunca uzak durun. Çiğ sebze ve meyvelerin çoğu C vitamini bakımından zengindir. C vitamini de kaynatılan yemeklerde veya komposto türü gıdalarda çok büyük oranda kaybolmaktadır. C vitamini ihtiyacımızı karşılamak amacıyla, çiğ sebzeleri az az olmak kaydıyla tüketebiliriz, sindirimi kolaylaştırmak amacıyla salataya limon ya da sirke koymalıyız. Salata da ana yemekten önce yenirse daha kolay sindirilebilir.

2) Günlük su ihtiyacı olan 1.5-2.5 litre civarındaki suyu yemeklerle birlikte değil de, öğün aralarında içmeye çalışın. Yemeklerle beraber fazla su içilirse bu, şişkinliğe yol açabilir.

3) Çoğu meyvenin kabuklarında hazımı zorlaştıran ve bazı kişilerin de mide ve bağırsaklarını tahriş eden madde vardır. Erik, üzüm, kiraz, ananas v. s. gibi meyveler şişkinlik yapabilir. Bu türlü meyveler şişkinlik yapıyorsa ya az tüketilecek veya sıkılıp suyu içilecek. Şişkinlik problemi olanlar genellikle kabukları kolay ayıklanan meyveleri tercih etmelidirler.

4) Lifli gıdalar tercih edilmelidir. Lifli gıdalar kabızlık problemi için de çok yararlıdır, dolayısıyla kabızlığa bağlı olarak vücutta toksin birikimi de engellenmiş olmaktadır. Tahıl ürünleri, turunçgiller, incir ve pişmiş sebzeler genellikle gıdaların bağırsaklardan geçişini kolaylaştırırlar. Günde 25 gram lifli gıda bağırsakların iyi çalışması için yeterlidir. Lifli gıdalar kanserden korunmada da önemli etkenlerden biridir.

5) Aşırı soğuk ve aşırı sıcak içecekler ve yiyecekler de şişkinlik yapar. Yenilen veya içilen gıdaların ve içeceklerin ısısı vücut ısısına ne kadar yakınsa o kadar az şişkinlik yapar.

6) Hava yutmak da şişkinliğe yol açan önemli maddelerdendir. Bazıları yemek yerken hava yutarlar. Asitli içecekler ve sigara kullanımı da hava yutmaya sebep olabilir. Ayrıca çiklet çiğnemek de hava yutmaya neden olur. Özellikle şişkinlik problemi olanların bunlara dikkat etmesi gerekir.

7) Şişkinliği önlemede en önemli madde besinlerin iyi çiğnenmesidir. Yemekler iyi çiğnenmezse midenin işi zorlaşır ve şişkinlik kaçınılmaz olur. İyi çiğnenen besinler midede az kalacağından şişkinlik oluşma ihtimali çok azdır ve iyi çiğnenmiş gıdaların sindirimi de çok kolay olur. Ayrıca yemekler iyi çiğnendiği zaman doyma refleksi de zamanında uyarılacak ve fazla yemek yenip kilo alınmayacaktır. Hızlı yemek yemek kilo almada çok önemli bir etkendir. Toplumumuzda çok yaygın olan bu kötü alışkanlığın mümkün olduğunca terkedilmesinde yarar var. Ayrıca yemekler yavaş ve iyi çiğnenerek yendiği zaman metabolizma da (vücudun gıdaları yakabilme kabiliyeti) çok daha iyi çalışacaktır.

8) Bir oturuşta tıka basa yenen yemekler de şişkinlik yapar. Yemekler mümkün olduğunca sık sık ve az az yenmelidir. Mümkünse, günlük alınması gereken yemekler üç ana öğün ve üç ara öğün şeklinde tüketilmelidir.

Ergenlik Döneminde Sık Görülen Cilt Sorunları (1)


Ergenlikte büyüme ve gelişme sırasında deri ile ilgili yakınmalar, sorunlar ön plana geçer. Pek çok ergen, ergenlik sivilcesi (akne vulgaris) ya da deride yağlanma (seboreik dermatit) sorunlarını ergenlik döneminde yoğun olarak yaşar.

Ergenlik Sivilcesi (Akne Vulgaris): Ergenlik döneminde en sık görülen deri sorunlarından biri sivilcelerdir. Erkeklerde sivilceler 14-19 yaşlarında sık olarak görülür. Erkeklerde daha yaygın, daha şiddetli seyir gösterir ve genellikle 20'li yaşlarda geçer; ancak, bazı kişilkerde ileri yaşlara kadar devam edebilir.

Ergenlik Döneminde Cilt Sorunları
Ergenlik döneminde cinsiyet hormonlarının salgılanmaya başlanmasıyla yağ bezlerinin boyutları büyür, salgıları artar ve yapıları değişir. Artmış olan salgılar, yağ bezi kanallarının bağlı olduğu kıl kanalları aracılığıyla deri yüzeyine salınır. Derinin bozulan kısmı ile hücre yenilenmesi sırasında dökülen deri atıkları bu kanallarda birikir. Kanallarda biriken deri atıkları, yağ ile birleşerek kanallarda silindirik yapıda olan tıkaçları oluşturur. Bu tıkaçlar, genel olarak minik kabartılar şeklindedirler. Kanallarda biriken deri atıkları ve yağdan oluşan bu tıkaçların bazılarının ağızları kapalı olup deri rengindedirler; bu kabarcıklara "beyaz nokta" adı verilir. Tıkaçların bazılarının uçları dışarı açılmıştır; biriken yağ doku kir ile birlereşerek siyahlaşır; bu oluşuma da "siyah nokta" adı verilir.

Deride doğal olarak az sayıda bulunan zararsız bir mikroorganizma (propionibacterium acnes) yağlı tıkaçların içerisinde rahat üreme olanağı bularak çoğalır. Bunun sonucunda önce iltihaplı kırmızı kabartılar sonra sarı-beyaz cerahatli yapılar gelişerek ergenlik sivilcesi oluşur. Ergenlik sivilceleri, en başta yüz olmak üzere sırt ve kalça gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu alanlarda görülür.

Sivilcelerin seyrini etkileyen bazı faktörler vardır. Kalıtsal(genetik) özellikler, sivilcenin ortaya çıkmasında ve seyrinde önemli rol oynar. Stresin sivilce artışına neden olabileceği söylenmekle birlikte, net bir bilgi yoktur.

Pek çok kişi özellikle çikolata, kuru yemiş, gazlı içecek ve yağlı yiyecekler ile sivilce oluşumu arasında ilişki olduğuna inanır. Ancak, gıdalarla sivilce oluşumu arasında var olduğu düşünülen bu ilişki bilimsel olarak kanıtlanmamaıştır. Yüze yağlı krem ve benzeri ürünlerin sık uygulanması sivilce oluşmunu arttırabilir. Yağlı cilt tipine sahip kişiler, yağlı kremler kullanmamaya özen göstermelidir.

Ergenlik döneminde pek çok gençte görülen sivilceler yaşamı tehdit eden bir sağlık sorunu değildir. Genellikle erişkin dönem öncesinde biten bu durum bazen gençler tarafından büyük problem haline getirilmektedir. Ergenlik döneminde kişinin, kendi bedenindeki değişimler hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması ve sivilcenin çevresindeki kişiler ile iletişimi olumsuz olarak etkilediğini düşünmesi, ruhsal ve sosyal sorunlar yaşanmasına neden olabilir. Sivilcenin oluşma nedeni ve bakımının bilinmesi, bu sorunların yaşanmasını engellemeye yardımcı olacaktır.

Tedavi edilmeyen sivilceler ciltte iz bırakabileceği için ihmal edilmemelidir. Tedavi bir hekim tarafından yapılmalıdır. Sivilce tedavisinin, sabır ve özenle uygulanması gerekir. Sonrasında da tekrarlanmasını önlemek için devamlı cilt bakımı gereklidir. Günde ikiyi geçmemek, cildi tahriş etmemek şartıyla yüzün sabun veya özel temizleyicilerle temizlenmesi tedaviye destek olur. Sivilceler bulaşıcı değildir ancak sivilceler sıkıldığı zaman deride yara oluşur ve iz kalma olasılığı da artar.
Ergenlik Döneminde Sık Görülen Cilt Sorunları (2) - trksh.org (bknz)

Ergenlik: Yaşamın en güzel dönemi


Ergenlik Dönemi
Çocukluk ve erişkin dönemlerin arasında yer alan ergenlik döneminde hızlı bir büyüme ve gelişme süreci yaşanır. Ergenlik döneminde bedenin büyüme ve gelişmesi önemli ölçüde tamamlanarak erişkin vücut özelliklerine sahip oluruz. Ergenliğin yaş olarak tanımında, 10-19 yaş aralığı, ergenlik dönemi olarak kabul edilir. Ergenlik döneminde yaşadığımız bedensel, psikolojik ve sosyal gelişim süreci, hepimiz için önemli bir yaşam deneyimidir. Ergenlik döneminde ruhsal ve bedensel gelişim, bireyler arasında farklılık gösterir.

Ergenliğin ilk döneminde, bedenimizin hızla büyümesine ve gelişmesine hemen alışamayabilir, yadırgayabiliriz. Bazen kendimizi yalnız hisseder, etrafımızdaki kişiler tarafından beğenilmediğimiz şeklinde bir ön yargıya kapılabiliriz. Bu yaşlarda genellikle kendi cinsiyetimizden arkadaşlarımızla beraber olmak bizi rahatlatabilir.

Ergenliğin daha sonraki dönemi olan 14-15 yaşlarında bedenimiz, erişkin görünümünü almaya başlar.

Biz de yaşadığımız fiziksel değişikliklere yavaş yavaş alışırız. Kendimize olan güvenimiz artar, ruhsal olarak kendimizi daha rahat hissederiz. Bizim için "güzel" ya da "yakışıklı" görünmek önem kazanmaya başlar. Bu dönemde her iki cinsiyetten de arkadaşlarımızla daha iyi anlaşmaya başlarız. Arkadaşlarımızla beraber olmaktan çok hoşlanırız.

Ergenliğin son dönemlerine denk gelen 16-18'li yaşlarda gelecek ile ilgili kaygılarımız ön plana çıkmaya başlar. Gelecekte ne yapacağımız bizim için daha da önem kazanır. Bazı arkadaşlarımız üniversitede okumak isterken bazı arkadaşlarımız da çalışma yaşamına kendilerini hazırlamaya başlar. Bu yaşlarda ailemizin bizlere verdiği destek, kendimize olan güven duygumuzu arttırır.

Ergenlikte bedenimize, çocukluk dönemine göre daha fazla özen göstermeye başlarız. Bu dönemde özellikle deri ile ilgili sorunlarımız canımızı sıkabilir. Bu sorunların nasıl oluştuğunu anlyabilmek için önce deri yapısı ve derinin görevlerini bilmek gerekir. Sağlıklı bir deriye sahip olmak için öncelikle bu organımızın gereksinimlerini karşılamamız şarttır.
Derimizin Yapısı ve Özellikleri - trksh.org (bknz)

Derimizin Yapısı ve Özellikleri


Derimizin Yapısı
Derimiz, bedenimizi dış etkilerden koruyan en büyük organıızdır. Vücut ağırlığımızın yaklaşık 1/6'sını oluşturur ve alanı yaklaşık 1,5 metrekaredir. Beden ısımızın düzenlenmesi, dokunma, ısı, ağrı ve basınç gibi duyumları hissetmemizi sağlar. Derimiz, alttaki dokulara destek olurken bedenimiz için zararlı olan bazı maddelerin ter yoluyla kısmi ölçüde dışarı atılmasını sağlar. Kemik yapımız için gerekli olan D vitaminin sentezi deri yoluyla olur. Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak için derimiz renk moleküllerini yani pigmentleri oluşturur. Derimiz, zararlı maddelerin ve mikropların vücudumuza girmesini engeller.

Derimizin Yapısı
Derimiz farklı özellikleri olan üç ana tabakadan oluşur.

Derimizin Özellikleri
Üst Deri (Epidermis): Cildin en üst tabakası bedenimizi dış etkenlere karşı korur. En dıştaki boynuzsu tabaka su ve diğer yabancı maddeleri önemli ölçüde geçirmez. Üst deri, yaklaşık iki haftada bir yenilenir.

Dış tabaka derinin alt tabakalarını güneş ışınlarından korumak için melanin denilen özel pigmentleri de yapar. Melanin, güneş ışınları ile derinin daha koyu renkli bir hale gelmesini sağlayarak güneş ışınlarının alt tabakalardaki hassas hücrelere ulaşmasını engellemeye çalışır. Ama yüksek doz ve yoğun güneş ışınları karşısında gücü çok sınırlı kalır.

Alt Deri (Dermis): Üst derinin altında "alt deri" adı verilen tabaka bulunur. Bu tabakada ter bezleri, yağ bezleri, kılların alt bölümleri olan "kıl kökleri" yer alır. Kanlanması yoğun olan bu tabaka salgıladığı yağ ve ter ile derinin üzerindeki asidik yapıyı oluşturur. Bu tabakanın içinde derinin esnekliğini sağlayan dokular ve kılların hareket etmesini sağlayan kas yapısı bulunur. Bu tabakada çalışan yağ bezlerinin aşırı çalışması, derimizde sivilce ve siyah nokta oluşmasına neden olur.

Deri Altı Tabakası (Subkutis): Alt deri tabakasının altında bulunan deri altı tabakası, derinin beslenmesini sağlar; salgılamanın oluşması ve ısı düzenlemesini destekler.

Rahat Uyumanın Etkili Yolları


Uykusuzluk, uyuyamama hastalığı, toplumumuzda giderek yaygınlaşmaktadır. Aslında bu yaşam tarzımızla alakalı bir durumdur. Hayatımızın sıkıntılı, stresli, zorlu geçmesinin bir sonucudur. Ev ve iş hayatımızdaki problemlerle uğraştığımızı düşünürsek günün sonunda rahat bir nefes almamızın, gevşememizin ne kadar zor olduğunu anlarız. Uyku eksikliği endişesi de uykusuzluk nedenleri içinde bir kısır döngüdür.

Rahat Uyumanın Yolları
Uykusuzluk sorununun çözümü için çeşitli ilaç ve yöntemler bulunmaktadır. Birçok kişi uykusuzluk için ilaç kullanmayı tercih etmektedir. Fakat ilaç kullanma eğilimi bizim için kötü sonuçlar doğurabilir. Sabah kalktığınızda halsizlik, yorgunluk, sarhoşluk gibi durumlar bizi rahatsız edebilir. Çünkü bu gibi durumlar bizi çalışma hayatınız da dahil olmak üzere her alanda olumsuz etkiler. Darbe yeriz, nakavt oluruz.

Sağlık sorunlarının çözümünde doğal yöntemleri kullanabilmek çok önemlidir. Bu ve yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı uykusuzluk sorunu için doğal çözüm yolları en iyisidir. Aşağıdaki 5 doğal ipucuyla uykuya dalmak, uykunuzu almak çok kolay. İşte dikkate alınması gereken ipuçları:

1)Sıcaklık Kontrolü: Uyuduğunuz odanın sıcaklığı oldukça önemlidir. Odanın sıcaklığının yüksek olması uyuyabilmeniz için bir engeldir. Oda sıcaklığını 21 santigrat (=70 fahrenayt derece) altında tutmanız sizin için iyi olacaktır. Soğuk havalarda yatağı gidip örtünmeden önce klimayı kapatın. Ve odanızdaki pencerelerin kapalı olduğundan emin olun. Çünkü açık pencereler, ısının dışaıya yayılmasına ve gürültünün içeri girmesine izin verir.

2)Kafein:  Öğleden sonra kafeinli bir şey tüketmek akılsızcadır. Çünkü kafein, beyni sürekli çok aktif tutar. Bu da uykunuzun engellenmesi anlamına gelmektedir. Çoğumuz sabahları kahve içeriz. Ondan sonra da gün boyunca kafein tüketmeye devam ederiz. Bunun en güzel örneği koladır. Bir başka örneği ise çaydır. Çay, az da olsa kafein içermektedir. Fakat çoğu kişi çayın kafein içerdiğini bilmemektedir. Bunlar gibi kafein içeren içecekler uyku kaçırır. Bu nedenle ssuzluğumuzu gidermek için bitkisel çayları, meyve sularını ve özellikle suyu kullanmaktan vazgeçmemek gerekir.

3)Alkol: Çoğu kişi gece içtiğimiz alkolün iyi bir gece uykusuna sahip olmamıza yardımcı olduğuna inanır (yanlış bir düşüncedir). Doğrusu sonuçlar şunu gösteriyor ki; alkol, uyku düzenini bozan ve uykusuzluğa yol açan, derin uyku seviyesini düşüren bir etkendir. Alkol bağımlıları için uykusuzluk kaçınılmazdır. Bu nedenle alkol tüketimine dikkat etmek gerekir. Özellikle uyku saatinde tüketilen alkolün etkisi unutulmamalıdır.

4)Yatağa yat!: Televizyon izlerken uyuyakaldığınızda(sonra uyandığınızda) ve sabahın erken saatlerinde uyandığınızda tekrar uykuya dönmek oldukça zordur. Bunun sonucunda da kolay kolay uyuyamazsınız. Yatağınızda uyumayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Çünkü uyumak için en güzel yer yataktır. Yatağınızın ne çok sert ne de çok yumuşak olmasına özen gösterin. Yatakta televizyon izlememeye dikkat edin. Ayrıca yatakta birkaç sayfa kitap okumak dinlendirici bir uyku için size yardımcı olabilir.

5)Düzeniniz şaşmasın: Eğer her gün aynı saatte yatarsanız bedeniniz bunu alışkanlık haline getirecektir. Aynı zamanda beyniniz dinlendirici bir uykuya sahip olmanız ve biyokimyasal dengenizi sağlamanız için programlanmış olacaktır.

Sürekli baş ağrısı, göz sorunu ve kusma


Hava güzeldi. Ne soğuk, ne sıcak. Az biraz esiyordu. Ne güzel hafta sonu, arkadaşlarla güzel bir maç yaparız - bu maksatla evden de uzaklaşırım, dışarı çıkmış olurum dedim. Demez olaydım. Havanın güzelliğine dalıp üstümde kısa kollu ile maç yapmaya çıktım. Üzerime başka bir şey de almamıştım ( Allah'tan altıma şort giymemişim ).  Futbol sahasına giderken de aklımdan geçirdim " Kesin hasta olacağım, üşüteceğim." diye.

Öğleden sonra saat 4-5 gibi başladık, akşam saat 7-8 gibi bitirdik. O saatte rüzgar esmeye başladı tabiki. Alımımı aldım. Eve gidene kadar ter üzerimde kurudu, burnumu çekmeye başladım.

Baş ağrısı
Eve geldim, sıcak bir duş aldım. Üşümeyim diye de saçımı iyice kuruttum, kafama da bereyi taktım. Her yerim ağrıyor. Belim kopacak gibi, dizlerime ağır bir yük binmiş adeta. Biraz televizyon izleyim dedim ve geçtim TV'nin başına. O sırada da Stadyum programı rasgeldi. Galatasaray - Ankaragücü maçının özeti vardı. Maçı izlemeye başladığımda net göremediğimi farkettim. Tam bulanık da görmüyordum, yansıyormuş gibi oluyordu. "Işıktan mı acaba, Allah Allah" dedim ama yok gözlerim ağrıyordu. Tabi bu sırada başım da durmuyor. Şiddetli bir ağrı ve sürekli bir baş ağrısı idi.

En iyisi yatayım dedim. Bir iki saat uyumuş olmalıyım ki saat 11 olmuştu. Uyku sersemiyim. Bir oraya bir oraya dolaşıyorum. Geçtim mutfağa ağzım tatlansın bari diyerek bir portakal yedim. Aslında portakalı- kusayım da rahatlayayım - diye de yedim diyebilirim. Yoksa geçmezdi bu baş ağrısı. 10-15 dakika sonra birinci kusma eylemim gerçekleşti. Bundan sonra birazcık rahatladım. Kısa süre sonra yine başladı. Hiç geçmeyecek mi diye düşünürken uykuya dalmışım. Uyandığımda şikayetlerim devam ediyordu. Bir kere daha kussam rahatlayacaktım. Kusmak için kahve-limon içtim. Kahve limon iyi geldi ve çok istediğim ikinci kusma eylemim de gerçekleşti. Bundan sonra gerçekten ciddi manada kendime geldim. Biraz balkona çıktım ve hava aldım, gittim-yattım.

Sabah kalktığımda baş ağrım yoktu. Sadece ani hareketlerde ve kafamı sallayınca başım ağrıyordu. Bunun dışında bir şikayetim yoktu. Kahvaltıdan sonra Benical içtim. Beni kendime getiren başka bir etken oldu diyebilirim Benical. Akşama doğru kafamı sallayınca ağrıyan başımın ağrısı da geçti, çok şükür. Çok felaket bir şey gerçekten. Şu an o haftasonundan bende kalan sadece maç sonrası yorgunluk. Baldırlarım ağrıyor te o ka. Tam hastalığa çevirmeden kurtuldum bir nevi direkten döndüm. Ama o akşamki serüvenlerim anlatılmaz ancak yaşanır vallahi. Doktora gitmeden hallettiğim nadir rahatsızlıklarımdan birini yaşadım o gece.
Diş ağrısından tut, karın ağrısına kadar çoğu şeye, çok şükür, dayanabilirim ama baş ağrısı felaket. Acayip oluyor insan. Şuur muur kalmıyor.

Son olarak anladım ki havaya aldanmamak gerekiyor, hele de mevsim değişim zamanları ... ( yaz başlangıcı gibi )
"Sürekli baş ağrısı, göz sorunu ve kusma" sorunu ile ilgili bazı adresler:
  1. Başağrısı deyip geçmeyin
  2. Sürekli Baş Ağrıları Göz Hastalıklarını İşaret Ediyor
  3. Baş ağrısı
  4. Çok şiddetli baş ağrısı ve bulantı asla ihmale gelmez

Domuz Gribi misiniz acaba ?


Evet kuş gribinden sonra bir başka vaka geliyor, ne yazık ki: Domuz gribi. Meksika'da ölümlere neden olan bu virüs dünyayı içten içe saran bir hastalık haline geldi. Türkiye'ye çok şükür daha gelmedi ama gelmeyecek diye bir şey de yoktur malesef. Tam da turizm mevsimi yaklaşıyor, kaçınılmaz .

Artık insanlar birbirinden şüphelenir oldu :] Grip birisini gördüğüm zaman yanından uzaklaşmak istiyorum. İnsanda psikolojik bir etki yapıyor ister istemez. Bu virüs hakkında yaptığım araştırma sonuçlarını paylaşmak istedim.

Aslında bu bir domuz hastalığıdır. Domuzlar arasındaki temas yoluyla geçiyor. Fakat bilindiği gibi artık bu virüs sadece domuzdan domuza bulaşmıyor. İnsandan insana bulaşma evresine gelmiş. Normal bir enfeksiyon gibi temas dışında  solunum yolları ile de bulaşabiliyor. Başta domuzlardan insanlara geçti.

Domuz eti tüketimi ile bulaşmıyor.  Zaten 150 derecek sıcaklık civarında yok oluyor.  Son söylediğim bizi ilgilendirmiyor zaten: Bilindiği gibi islam dininde domuz eti yemek haramdır.

Başta kuş gribi dedim aklıma geldi. Domuz virüsü yani A/H1N1, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyormuş. Yani yeni bir grip türü oluyor. Bu yüzden de bu virüse karşı insanın doğuştan gelen bağışıklığı yok. Şu an domuz gribi aşısı henüz keşfedilememiştir. Fakat tedavi amaçlı bir ilacın olduğunu duydum. Bu ilaç virüsü tam anlamıyla yok etmiyor. Hastalığı kırmak anlamında etkili oluyor ve ilacın ne kadar erken kullanılması o kadar etkiliymiş.

Hastalıktan nasıl korunuruz? Hepimiz eminim bunu düşünüyoruz. Hastalık Avrupa'ya sıçramış durumda. Bize de vurması halinde ne yapacağız kim bilir. Televizyonda haberlerde izlemiştim. Hangi kanal tam hatırlamıyorum. Bir doktor bir şeyler anlatmıştı. Ve birkaç kaynaktan da baktım ki birbirini tutuyor. Sonuç olarak; bu hastalıktan korunmak çok basit. Hapşırırken ya da öksürürken mutlaka mendil veya peçete kullanmalıyız. El temizliğimize dikkat etmeliyiz. Her zaman yaptığımız veya yapmamız gereken gibi bol su ve sabunla yıkamalıyız. Yani normal gribe karşı aldığımız önlemler diyebilrim.
"Nerede fakir ülkeler var, orada bir ton mikrop çıkıyor." desem yeridir herhalde. Bu sözümü açıklamak isterdim ama gayet açık zaten. Son olarak, Dünya Sağlık Örgütü kontrölden çıkabilecek bir virüs olduğunu söylüyor, umarım sonumuz kötü olmaz.
Domuz gribi hakkında detaylı bilgi almak için wikipedia sayfasına bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Domuz_gribi
 
Copyright 2009-2013 © trksh.org - Takip eden geride kalır.
Gizlilik
Teşekkürler bloggerthemes.net